|
ALOE VERA BİR
YAŞAM TARZIDIR
Uzm. Kimyager
Suna KALIPÇI
Tarihte yaygın olarak
kullanıldığı bilinen, ancak modern çağın başlangıcı ile yavaş yavaş
unutulmaya başlanan, 1970’lerin sonlarında tekrar gündeme gelen Aloe
vera bitkisinin birçok özelliklerini ve etkilerini kısa başlıklarla
geçtiğimiz ve “güzellik sağlıktan geçer” sloganına imza atan
etkilerine özellikle dikkat çektiğimiz keyifli bir metin
okuyacaksınız...
Pek çok insan, Aloe Vera adını ya hiç
duymamıştır ya da bir tür bitki olduğunu bildikleri halde, ne gibi
özellikleri bulunduğunu bilmemektedirler. Bazıları da sadece
dekoratif özellikleri nedeni ile evlerinde saksı içerisinde
yetiştirmektedirler. Az sayıda insan ise, Aloe veranın bazı
toplumlarda basit hastalıkların iyileştirilmesi amacı ile bu tür
folklorik tedavi yöntemi olarak kullanıldığı bilgisine sahiptirler.
Oysa günümüzde, Aloe vera, diyet ve sağlık
sektörlerinde yaygın olarak kullanılan bir bitki olma özelliğini
taşımaktadır. Bunun yanında, kozmetik ürünlerin yapısında da gitgide
artan oranlarda kullanılmaya başlanmış ve sonuçta bu bitki
milyonlarca dolarlık yatırımların temel taşı konumuna gelmiştir.
Yürütülen araştırmalar, Aloe veranın
yapısında çok sayıda aktif madde bulunduğunu ortaya çıkartmıştır.
Bunlardan birisi de ‘Acemannan’’ adı verilen bir tür
karbonhidrattır. Bu maddenin Aloe Vera yapısında tespit edilmesi ile
bilim adamları, bu etkiye daha önem vermeye başlamışlar ve başta
kanser ve AIDS olmak üzere, bir çok hastalığın tedavisinde kullanımı
konusunda detaylı laboratuar çalışmaları başlatmışlardır.
Klasik anlamda ise, Aloe vera bitkisi
özellikle yanık ve donma tedavilerinde yaygın olarak
kullanılmaktadır. Spor klüplerinde Aloe vera, burkulma, kramp ve
adale ağrılarını önlemek için yıllardan beri sporculara
uygulanmaktadır. Güzellik salonlarında ise cilt temizliği, sivilce
ve akne tedavisi gibi problemlerde etkin olarak kullanıldığı
bilinmektedir. Özellikle cilt kremleri, sabun ve şampuanların
yapısında da yaygın olarak Aloe Vera yer almakta, böylece kozmetik
sektörünün de ayrılmaz bir parçası olma özelliğini de taşımaktadır.
Peki nasıl?... Nasıl olurda bir bitki bu
kadar geniş yelpazede etkin olarak kullanılabilmektedir? Bu sorunun
cevabı Aloe barbadensis Milleri çok yakından tanımaktan geçmektedir.
Aloe vera Linne ve Aloe vulgaris Lamarc olarak da adlandırılan bu
tür birbirine benzeyen kaktüs görünümlü ancak zambakgiller
familyasına giren 300 den fazla türden şifai etkisi olan tek türdür.
Bu türün iç katmanı olarak bulunan usaresinin (parankima/jel)
stabilize edilmiş formülü bizlere ilk günkü tazeliği ve etkin şifai
gücü sunmaktadır. Aldığımız ürünlerin üzerinde “Uluslar arası Aloe
Biim Konseyi”nin mührü olmasına önemle dikkat etmeliyiz. Böylece
hayatımızda gerçek bir yaşam senfonisini görebiliriz. Bu özel bitki
usaresinin içimi ve lokal formülasyonlarının kullanımı biyolojik ve
fizyolojik olarak önemli etkiler yaşatmaktadır.
Aloe vera’nın içinde bulunan maddeler
aşağıda tablo olarak verilmiştir.
|
Aminasitler |
İnsan vücudunun gereksinim duyduğu 22
aminoasitten 17 tanesi:
İzolösin, Lösin, Lizin, Fenilalanin,
Treonin, Triptofan, Valin, Metiyonin,
Alanin, Arginin, Histidin, Aspartik Asit,
Glutamik Asit, Glisin, Prolin, Serin, Tirozin.
|
|
Enzimler |
Alkali fosfataz, Amilaz, Karboksipeptidaz,
Katalaz, Selülaz, Lipaz, Kreatin Fosfokinaz, Proteaz,
Bradikininaz, Nükleotidaz, Fosfotaz
|
|
Vitaminler
|
b
Karoten (A), a
Tokoferol (E), Tiamin (B1 ), Ribofilavin (B2),
Niasin (B3), Pantatenik Asit (B5),
Pridoksin (B6), Folik Asit (B9), B12,
Kolin, C Vitamini
|
|
Mineraller |
Kalsiyum, Magnezyum, Potasyum, Sodyum,
Krom, Bakır, Demir, Manganez, Çinko, Fosfor.
|
|
Karbonhidratlar
(Şekerler) |
Monosakkaritler; Glükoz, Fruktoz
Poisakkaritler; Gluko-Mannan, Polymannose,
Acemannan.
|
|
Steroller |
Kolesterol,
b Stesterol,
Campesterol, Lupeol
|
|
Lignin |
Selüloz bazlı madde
|
|
Saponinler
|
Glukozidler |
|
Antrakinonlar ve Türevleri
|
Aloin, Antrasen, Emodin, Chrysophanic
Asit, Barbaloin, Antranol, Aloetic Asit, Aloe emodin, Eteral
yağ, Sınnamonik asit esteri, İzobarbaloin, Resistannol,
|
|
Hormonlar
|
Oksinler ve Giberellin |
Aloe veranın yapısında yer
alan aktif maddeler ve bunların miktarları incelendiğinde, %0.5 lik
kısmın katı kısım olduğu, %99.5 oranında kısmın su olduğu
görülmektedir. Dolayısıyla da; insan sağlığını tehdit eden
hastalıkların ortadan kaldırılmasında nitelik ve nicelik olarak
yetersiz oldukları gözlenecektir. Bir diğer söyleşiyle, bu aktif
maddeleri belirtilen miktarlarda laboratuar ortamında hazırlayıp
hastalara uygulasak hiç de başarılı sonuçlar elde edemeyiz. Oysa
Aloe vera uygulandığı zaman çok daha başarılı sonuçlarla
karşılaşılmaktadır.bu konuda yapılan pek çok çalışmanın ortak
sonucu; Aloe vera bitkisinde bulunan aktif maddelerin bir sinerji
oluşturmaları ve birbirlerini istenilen etkiyi oluşturma konusunda
stimüle ettiği şeklindedir.
Sinerjizm; iki ya da daha fazla maddenin
tek başlarına etkilerinin toplamlarından daha büyük bir etki
yaratabilmek için birlikte hareket etmesidir.
Aloe vera’nın sahip olduğu sinerjizm ile
hayatımıza kazandırdıklarını şu başlıklarla özetlemek mümkündür.
Aloe vera özsuyu bitkisel bir besin
tamamlayıcıdır.
Çağımızın getirdiği hızlı ve düzensiz yaşam
şartlarında artık sağlıklı bir beslenme standardını oluşturabilmek
için aşırı çaba harcamak zorundayız Yaşam standardımız buna uygun
değilse çaresiz durumda değiliz. Sağlıklı bir yaşam için gereksinim
duyduğumuz besin maddelerinin yeter miktarlarda ve dengede
alınabilmesine yardımcı olacak bir besin maddesi var artık modern
çağın insanının yaşamında, Aloe vera mucizesi.
Her şeyden önce, Esansiyel aminoasitlerin
tamamının varlığı (izolösin, lösin, lizin, fenilalanin, treonin,
triptofan, valin, metiyonin) Aloe vera bitkisinin bir “biyolojik
yüksek değerli besin” olmasını ve bir besin tamamlayıcı olarak
kullanılmasını sağlamakta, hatta zorunlu kılmaktadır. Ya sonrası?...
Aloe vera özsuyu şifai bir etkiye sahiptir.
Bu güç aloe vera’nın sahip olduğu
sinerjimden gelir.
Aloe vera’nın iki farklı tipik etkisi
bulunmaktadır. Bunlardan birincisi epitel hücrelerin
proliferasyonunu hızlandırması, yaşlı ve morfolojik olarak normal
olmayan epitel hücrelerin yerine genç ve aktif hücrelerin
migrasyonunu sağlamasıdır. İkincisi ise; immün sistem (bağışıklık
sistem) üzerinde regülatör görevi görmesidir. Ayrıca, anti
bakteriyel, antimikotik, antiviral özellikler göstermesi, analjezik
etkisi şifai gücü bütünsel olarak desteklemektedir.
Aloe vera bir biyolojik taşıyıcıdır.
Derinin üst tabakaları tarafından fazla
emilemeyen bileşiklerin penetrasyonu (derin dokulara bağlanma) için
bir taşıyıcıya ihtiyaç duyulmaktadır. Glukokortikoidler
(kortizonlar) ve C Vitamini fazla emilmedikleri için bölgesel
uygulamalarda büyük bölümleri israf edilmektedir. Bu gibi maddelerin
derin dokulara ulaştırılabilmesi için taşıyıcılar kullanılmalıdır.
Aloe veranın antieflamatuar, yara iyileştirici ve ağrı kesici
özellikleri iyi bir biyolojik taşıyıcı olması için en önemli
faktörleri oluşturmaktadır. Glukokortikoidler ile birlikte
uygulandığında bir taraftan derinin üst tabakalarında oluşması
muhtemel yan etkileri önlenmekte diğer taraftan da derin dokular
tarafından hızlı bir penetrasyon sağlanmaktadır.
Aloe vera hem suda çözünen maddeleri hem de
yağda çözünen maddeleri çözebilmektedir. Aynı şekilde derinin üst
tabakalarında bulunan hücre zarlarını etki ederek taşıyıcılık
görevini daha da hızlandırmaktadır. Taşıyıcılık yanında Aloe veranın
diğer olumlu etkileri de göz önünde tutulduğundan ve taşıdığı
maddenin etkisini arttırdığından dolayı Aloe vera ‘’biyolojik bir
taşıyıcı’’ olarak adlandırılmaktadır.
Aloe vera doku sağlığını korur.
Organizmanın dış mimari yapısını oluşturan
kollojen, elastin ve keratinin sağlıkla yaşamını sürdürebilmesi,
kontrollü çalışan bir metabolizmanın göstergeleridir. Bu üç yapı
fibröz protein dediğimiz, birbirine sıkıca bağlı birkaç polipeptid
zincirden oluşmuş son derece geniş yapılardır.
Derimiz ve tendonlar gibi sert dokuların
hemen hemen tamamı, karaciğer gibi yumuşak dokuların az miktarı
kollojenden oluşmuştur. Kollojen diğer proteinlerde bulunmayan bir
yapıya sahiptir. Üçlü heliks yapısı üç protein zincirinin urgan gibi
sarılarak hidrojen bağları ile bir arada tutulması şeklinde oluşur.
Zincir periyodik olarak tekrarlanan sayılı proteinlerdendir. Glisin-Prolin-Hidroksiprolin
birimi çok sık tekrarlanır.
Elastin ile kollojen arasında bazı benzerlikler dikkat çekmiştir
ancak aralarındaki farklarda aynı derecede önemlidir. Elastin bağ
dokusunda kollojen ile birlikte oluşur ve çoğunlukla kollojen ile
birlikte yer alır. Çoğunlukla da bağlarda ve kan damarı duvarlarında
bulunan sarı bir flüoresan veren proteindir, aynı zamanda az
miktarda deri, tendon ve gevşek bağ dokusunda da bulunur.
Kollojenden farklı olarak elastinin fibrilleri uzunluğunun birkaç
katına kadar uzatılabilir ve lastik gibi esneyebilir.
Yetişkinlerde kollojenin yapısal olarak
stabil olmakla birlikte reaktivitesi yoktur. Örneğin deri devamlı
olarak yıkılır ve yeniden sentezlenir. Ayrıca kollojen, büyüme,
gelişme ve şekillenme sırasında hissedilir derecede değişikliğe
uğrar.
Bağ dokunun yaşlanmasından sorumludur.
Kollojenin yapısındaki çapraz bağlanmaların sürekli tekrarlanması ve
hiçbir zaman sonlanmaması yaşlanma kaosunun sorumlusudur. Yaş
ilerledikçe çapraz bağlanmalar artarak devam eder, daha sert
derinin, kan damarlarının ve diğer dokuların oluşumu devam eder.
Günümüzde çapraz bağlanmayı inhibe edecek (yavaşlatacak) çalışmalar
henüz sonuç vermemiştir ancak yaşlanmayla mücadele (anti-aging)
çalışmaları bu yapısal formasyonu bozuk altyapı ile
hızlandırmamaktan geçer.
Altyapının bozulmamasını sağlamak için
yapılması gerekenler şu başlıklarla özetlenebilir:
Bu dış mimarının ihtiyaç duyduğu yapısal
elementleri gerektiği kadar ve aksamayan bir süreklilikte
metabolizmada hazır olarak bulabilmesi, sağlıklı yaşamlarının
sürekliliğini sağlayabilmektedir. Kollojenin ve elastinin yapısal
elementleri, karbon, azot, hidrojen ve oksijendir. Dengeli bir
beslenme ve besin tamamlayıcıların kullanımı ve gerekli metabolik
faaliyetler için suyun yeter miktarda alımı, kılcal damarlardan bu
maddelerin emilimini ve sürekliliğini sağlar. Hafif pembe sağlıklı
bir cilt tüm bu oluşumların aynası olacaktır.
Bir diğeri ise modern yaşantının ağırlıkla
hediyesi olan serbest radikallerle mücadeledir. Serbest radikaller,
vücut metabolizmasında açığa çıkan maddeler olabileceği gibi dış
etkenlerle de oluşabilirler. Sigara alkol gibi zararlı
alışkanlıklar, ozon tabakasının kaybı, çevre kirliliği, güneş
banyoları gibi değişik nedenler ayrıca ruhsal bozukluklar, stres ve
korkular da serbest radikalleri oluşturur. Bunlar enerjili
moleküllerdir. serbest radikaller fizyolojik yaşlanma sürecinin ana
suçlusudur. Acı bir gerçek daha vardır ki mücadele edilmezlerse
sağlıklı hücreleri ve dokuları okside ederek parçalamaya başlarlar
ve kanser gibi pek çok ağır klinik tablolara neden olurlar.
Vücudumuz her ne kadar bazı antioksidanları kendisi üretse de (glutasyon,
koenzim Q 10,..) sürekli ve güçlü bir savunma mekanizması oluşturmak
için besin maddeleri şeklinde düzenli ve güçlü bir şekilde
alınmalarına gereksinim duyulur.
Birçok bitki, serbest radikaller dediğimiz
potansiyel tehlikeli kimyasallara karşı antioksidanlar içerir.
Bunların başında A, C, E vitaminleri ve bioflavanoidler (meyvelere
renk veren antioksidanlar) gelir. Ancak Aloe verada daha az bilinen
başka antioksidanlarda, suda ve yağda çözünen gruptan diğer
vitaminlerde bulunmaktadır. Ayrıca dış mimari için gereksinim
duyulan yapısal elementlerin metabolizmada sürekli varlığını
sağlaması genç ve sağlıkla yaşayan bir bütünlük oluşturmaktadır.
Bu arada saçlarımızın ve tırnaklarımızın
keratin yapısının sağlıklı yaşamı “güzellik sağlıktan geçer” sloganı
için ayrıca önem taşımaktadır.
Keratinin yapısal elementlerine, kollojen
ve elastinden farklı olarak zengin bir kükürt içeriği ilave
olmuştur. Aloe veranın yapısında da bu maddelerden benzer oranda yer
alması ve diğer besleyici özelliklerinin destek vermesi sonucu, saça
daha elastik bir yapı kazandırmakta, kırılmalara engel olmaktadır.
Saç foliküllerinin yeterince beslenmesi ise saç sağlığının
sürekliliğini, bakımını ve dış etkilere karşı korunmasını
sağlamaktadır. Aloe veranın en alt tabaklara kadar nüfuz edebilme
özelliği sayesinde, saçlı derideki gözenekler açılmakta, sağlıklı
yeni çıkan saç hücreleri ihtiyaç duydukları aminoasitleri zengin bir
kaynak olan Aloe veradan alarak beslenmektedir. Ayrıca içeriğindeki
enzimsel aktivite sayesinde ölü hücreleri ortadan kaldırarak yeni
sağlıklı hücrelere destek olur. Aloe vera içeriği bakteri ve mantara
karşı ve de bakımsız, yağlı saç derisinde meydana gelen kepeğe karşı
etkilidir. Saf ve doğal oluşu kaşınma ve saç derisi
iltihaplanmalarına karşı tam bir mücadele sağlar. İçeriğindeki
saponinler ve köpüklü maddeler sayesinde de mükemmel temizlik
sağlanır. Yıllardır bilinen diğer bir gerçek ise özel bir bitki yağı
olan jojobabın saç ve saçlı deri üzerindeki besleyici ve nem verici
özelliğidir. Aloe veranın biyolojik bir taşıyıcı olması özelliği ve
bu saydığımız tüm etkileri jojoba ile birleştiğinde gerçekten
mükemmel sonuçlar vermektedir. Stabil ve saf bir oluşum ile
kuru-ıslak çift etki gücü, dış etkilere karşı kaybedilen besin ve
nemi kazandırmak üzere saça verilen tam değer ve desteği sağlar. Saç
dalgalarının hoş görüntüsü de bu mükemmel bakımı yansıtan diğer bir
özelliğidir.
Doğayla uyum içinde yaşam insanoğluna
sınırsız hizmet sunmakta iken, doğadan uzak ve modern teknolojinin
getirdiği sentetik yaşam ise mücadelesi güç ve zamanla da maalesef
imkansız problemler yaşatmakta... Olabildiğince doğaya yakın
beslenmek ve doğayı yaşamak artık modern insanın özlediği, ulaşmaya
çalıştığı bir gerçek ve ulaşılamadığı noktalarda ise doğanın bize
hediye ettiği mucizelere ulaşarak yaşamı eziyet olmaktan çok çok
uzak, keyifle tadını çıkarır hale getirmek ayrı bir erdem olsa
gerek... |