Online
KOZMETOLOJi DERGiSi

Sayı: 1, Cilt : 3, Yıl: 2004


ALOE VERA BİR YAŞAM TARZIDIR

Uzm. Kimyager Suna KALIPÇI

       Tarihte yaygın olarak kullanıldığı bilinen, ancak modern çağın başlangıcı ile yavaş yavaş unutulmaya başlanan, 1970’lerin sonlarında tekrar gündeme gelen Aloe vera bitkisinin birçok özelliklerini ve etkilerini kısa başlıklarla geçtiğimiz ve “güzellik sağlıktan geçer” sloganına imza atan etkilerine özellikle dikkat çektiğimiz keyifli bir metin okuyacaksınız...

       Pek çok insan, Aloe Vera adını ya hiç duymamıştır ya da bir tür bitki olduğunu bildikleri halde, ne gibi özellikleri bulunduğunu bilmemektedirler. Bazıları da sadece dekoratif özellikleri nedeni ile evlerinde saksı içerisinde yetiştirmektedirler. Az sayıda insan ise, Aloe veranın bazı toplumlarda basit hastalıkların iyileştirilmesi amacı ile bu tür folklorik tedavi yöntemi olarak kullanıldığı bilgisine sahiptirler.

       Oysa günümüzde, Aloe vera, diyet ve sağlık sektörlerinde yaygın olarak kullanılan bir bitki olma özelliğini taşımaktadır. Bunun yanında, kozmetik ürünlerin yapısında da gitgide artan oranlarda kullanılmaya başlanmış ve sonuçta bu bitki milyonlarca dolarlık yatırımların temel taşı konumuna gelmiştir.


       Yürütülen araştırmalar, Aloe veranın yapısında çok sayıda aktif madde bulunduğunu ortaya çıkartmıştır. Bunlardan birisi de ‘Acemannan’’ adı verilen bir tür karbonhidrattır. Bu maddenin Aloe Vera yapısında tespit edilmesi ile bilim adamları, bu etkiye daha önem vermeye başlamışlar ve başta kanser ve AIDS olmak üzere, bir çok hastalığın tedavisinde kullanımı konusunda detaylı laboratuar çalışmaları başlatmışlardır.

       Klasik anlamda ise, Aloe vera bitkisi özellikle yanık ve donma tedavilerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Spor klüplerinde Aloe vera, burkulma, kramp ve adale ağrılarını önlemek için yıllardan beri sporculara uygulanmaktadır. Güzellik salonlarında ise cilt temizliği, sivilce ve akne tedavisi gibi problemlerde etkin olarak kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle cilt kremleri, sabun ve şampuanların yapısında da yaygın olarak Aloe Vera yer almakta, böylece kozmetik sektörünün de ayrılmaz bir parçası olma özelliğini de taşımaktadır.

       Peki nasıl?... Nasıl olurda bir bitki bu kadar geniş yelpazede etkin olarak kullanılabilmektedir? Bu sorunun cevabı Aloe barbadensis Milleri çok yakından tanımaktan geçmektedir. Aloe vera Linne ve Aloe vulgaris Lamarc olarak da adlandırılan bu tür birbirine benzeyen kaktüs görünümlü ancak zambakgiller familyasına giren 300 den fazla türden şifai etkisi olan tek türdür. Bu türün iç katmanı olarak bulunan usaresinin (parankima/jel) stabilize edilmiş formülü bizlere ilk günkü tazeliği ve etkin şifai gücü sunmaktadır. Aldığımız ürünlerin üzerinde “Uluslar arası Aloe Biim Konseyi”nin mührü olmasına önemle dikkat etmeliyiz. Böylece hayatımızda gerçek bir yaşam senfonisini görebiliriz. Bu özel bitki usaresinin içimi ve lokal formülasyonlarının kullanımı biyolojik ve fizyolojik olarak önemli etkiler yaşatmaktadır.

       Aloe vera’nın içinde bulunan maddeler aşağıda tablo olarak verilmiştir.
 

Aminasitler

İnsan vücudunun gereksinim duyduğu 22 aminoasitten 17 tanesi:

İzolösin, Lösin, Lizin, Fenilalanin, Treonin, Triptofan, Valin, Metiyonin,

Alanin, Arginin, Histidin, Aspartik Asit, Glutamik Asit, Glisin, Prolin, Serin, Tirozin.

 

Enzimler

Alkali fosfataz, Amilaz, Karboksipeptidaz, Katalaz, Selülaz, Lipaz, Kreatin Fosfokinaz, Proteaz, Bradikininaz, Nükleotidaz, Fosfotaz

 

Vitaminler

 

b Karoten (A), a Tokoferol (E), Tiamin (B1 ), Ribofilavin (B2), Niasin (B3), Pantatenik Asit (B5), Pridoksin (B6), Folik Asit (B9), B12, Kolin, C Vitamini

 

Mineraller

Kalsiyum, Magnezyum, Potasyum, Sodyum, Krom, Bakır, Demir, Manganez, Çinko, Fosfor.

 

Karbonhidratlar

(Şekerler)

Monosakkaritler; Glükoz, Fruktoz

Poisakkaritler; Gluko-Mannan, Polymannose, Acemannan.

 

Steroller

Kolesterol, b Stesterol, Campesterol, Lupeol

 

Lignin

Selüloz bazlı madde

 

Saponinler

 

Glukozidler

Antrakinonlar ve Türevleri

 

Aloin, Antrasen, Emodin, Chrysophanic Asit, Barbaloin, Antranol, Aloetic Asit, Aloe emodin, Eteral yağ, Sınnamonik asit esteri, İzobarbaloin, Resistannol,

 

Hormonlar

 

Oksinler ve Giberellin

       Aloe veranın yapısında yer alan aktif maddeler ve bunların miktarları incelendiğinde, %0.5 lik kısmın katı kısım olduğu, %99.5 oranında kısmın su olduğu görülmektedir. Dolayısıyla da; insan sağlığını tehdit eden hastalıkların ortadan kaldırılmasında nitelik ve nicelik olarak yetersiz oldukları gözlenecektir. Bir diğer söyleşiyle, bu aktif maddeleri belirtilen miktarlarda laboratuar ortamında hazırlayıp hastalara uygulasak hiç de başarılı sonuçlar elde edemeyiz. Oysa Aloe vera uygulandığı zaman çok daha başarılı sonuçlarla karşılaşılmaktadır.bu konuda yapılan pek çok çalışmanın ortak sonucu; Aloe vera bitkisinde bulunan aktif maddelerin bir sinerji oluşturmaları ve birbirlerini istenilen etkiyi oluşturma konusunda stimüle ettiği şeklindedir.

       Sinerjizm; iki ya da daha fazla maddenin tek başlarına etkilerinin toplamlarından daha büyük bir etki yaratabilmek için birlikte hareket etmesidir.

       Aloe vera’nın sahip olduğu sinerjizm ile hayatımıza kazandırdıklarını şu başlıklarla özetlemek mümkündür.

       Aloe vera özsuyu bitkisel bir besin tamamlayıcıdır.

       Çağımızın getirdiği hızlı ve düzensiz yaşam şartlarında artık sağlıklı bir beslenme standardını oluşturabilmek için aşırı çaba harcamak zorundayız Yaşam standardımız buna uygun değilse çaresiz durumda değiliz. Sağlıklı bir yaşam için gereksinim duyduğumuz besin maddelerinin yeter miktarlarda ve dengede alınabilmesine yardımcı olacak bir besin maddesi var artık modern çağın insanının yaşamında, Aloe vera mucizesi.

       Her şeyden önce, Esansiyel aminoasitlerin tamamının varlığı (izolösin, lösin, lizin, fenilalanin, treonin, triptofan, valin, metiyonin) Aloe vera bitkisinin bir “biyolojik yüksek değerli besin” olmasını ve bir besin tamamlayıcı olarak kullanılmasını sağlamakta, hatta zorunlu kılmaktadır. Ya sonrası?...

       Aloe vera özsuyu şifai bir etkiye sahiptir.

       Bu güç aloe vera’nın sahip olduğu sinerjimden gelir.

       Aloe vera’nın iki farklı tipik etkisi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi epitel hücrelerin proliferasyonunu hızlandırması, yaşlı ve morfolojik olarak normal olmayan epitel hücrelerin yerine genç ve aktif hücrelerin migrasyonunu sağlamasıdır. İkincisi ise; immün sistem (bağışıklık sistem) üzerinde regülatör görevi görmesidir. Ayrıca, anti bakteriyel, antimikotik, antiviral özellikler göstermesi, analjezik etkisi şifai gücü bütünsel olarak desteklemektedir.

       Aloe vera bir biyolojik taşıyıcıdır.

       Derinin üst tabakaları tarafından fazla emilemeyen bileşiklerin penetrasyonu (derin dokulara bağlanma) için bir taşıyıcıya ihtiyaç duyulmaktadır. Glukokortikoidler (kortizonlar) ve C Vitamini fazla emilmedikleri için bölgesel uygulamalarda büyük bölümleri israf edilmektedir. Bu gibi maddelerin derin dokulara ulaştırılabilmesi için taşıyıcılar kullanılmalıdır. Aloe veranın antieflamatuar, yara iyileştirici ve ağrı kesici özellikleri iyi bir biyolojik taşıyıcı olması için en önemli faktörleri oluşturmaktadır. Glukokortikoidler ile birlikte uygulandığında bir taraftan derinin üst tabakalarında oluşması muhtemel yan etkileri önlenmekte diğer taraftan da derin dokular tarafından hızlı bir penetrasyon sağlanmaktadır.

       Aloe vera hem suda çözünen maddeleri hem de yağda çözünen maddeleri çözebilmektedir. Aynı şekilde derinin üst tabakalarında bulunan hücre zarlarını etki ederek taşıyıcılık görevini daha da hızlandırmaktadır. Taşıyıcılık yanında Aloe veranın diğer olumlu etkileri de göz önünde tutulduğundan ve taşıdığı maddenin etkisini arttırdığından dolayı Aloe vera ‘’biyolojik bir taşıyıcı’’ olarak adlandırılmaktadır.

       Aloe vera doku sağlığını korur.

       Organizmanın dış mimari yapısını oluşturan kollojen, elastin ve keratinin sağlıkla yaşamını sürdürebilmesi, kontrollü çalışan bir metabolizmanın göstergeleridir. Bu üç yapı fibröz protein dediğimiz, birbirine sıkıca bağlı birkaç polipeptid zincirden oluşmuş son derece geniş yapılardır.

       Derimiz ve tendonlar gibi sert dokuların hemen hemen tamamı, karaciğer gibi yumuşak dokuların az miktarı kollojenden oluşmuştur. Kollojen diğer proteinlerde bulunmayan bir yapıya sahiptir. Üçlü heliks yapısı üç protein zincirinin urgan gibi sarılarak hidrojen bağları ile bir arada tutulması şeklinde oluşur. Zincir periyodik olarak tekrarlanan sayılı proteinlerdendir. Glisin-Prolin-Hidroksiprolin birimi çok sık tekrarlanır.
Elastin ile kollojen arasında bazı benzerlikler dikkat çekmiştir ancak aralarındaki farklarda aynı derecede önemlidir. Elastin bağ dokusunda kollojen ile birlikte oluşur ve çoğunlukla kollojen ile birlikte yer alır. Çoğunlukla da bağlarda ve kan damarı duvarlarında bulunan sarı bir flüoresan veren proteindir, aynı zamanda az miktarda deri, tendon ve gevşek bağ dokusunda da bulunur. Kollojenden farklı olarak elastinin fibrilleri uzunluğunun birkaç katına kadar uzatılabilir ve lastik gibi esneyebilir.

       Yetişkinlerde kollojenin yapısal olarak stabil olmakla birlikte reaktivitesi yoktur. Örneğin deri devamlı olarak yıkılır ve yeniden sentezlenir. Ayrıca kollojen, büyüme, gelişme ve şekillenme sırasında hissedilir derecede değişikliğe uğrar.


       Bağ dokunun yaşlanmasından sorumludur. Kollojenin yapısındaki çapraz bağlanmaların sürekli tekrarlanması ve hiçbir zaman sonlanmaması yaşlanma kaosunun sorumlusudur. Yaş ilerledikçe çapraz bağlanmalar artarak devam eder, daha sert derinin, kan damarlarının ve diğer dokuların oluşumu devam eder. Günümüzde çapraz bağlanmayı inhibe edecek (yavaşlatacak) çalışmalar henüz sonuç vermemiştir ancak yaşlanmayla mücadele (anti-aging) çalışmaları bu yapısal formasyonu bozuk altyapı ile hızlandırmamaktan geçer.

       Altyapının bozulmamasını sağlamak için yapılması gerekenler şu başlıklarla özetlenebilir:

       Bu dış mimarının ihtiyaç duyduğu yapısal elementleri gerektiği kadar ve aksamayan bir süreklilikte metabolizmada hazır olarak bulabilmesi, sağlıklı yaşamlarının sürekliliğini sağlayabilmektedir. Kollojenin ve elastinin yapısal elementleri, karbon, azot, hidrojen ve oksijendir. Dengeli bir beslenme ve besin tamamlayıcıların kullanımı ve gerekli metabolik faaliyetler için suyun yeter miktarda alımı, kılcal damarlardan bu maddelerin emilimini ve sürekliliğini sağlar. Hafif pembe sağlıklı bir cilt tüm bu oluşumların aynası olacaktır.

       Bir diğeri ise modern yaşantının ağırlıkla hediyesi olan serbest radikallerle mücadeledir. Serbest radikaller, vücut metabolizmasında açığa çıkan maddeler olabileceği gibi dış etkenlerle de oluşabilirler. Sigara alkol gibi zararlı alışkanlıklar, ozon tabakasının kaybı, çevre kirliliği, güneş banyoları gibi değişik nedenler ayrıca ruhsal bozukluklar, stres ve korkular da serbest radikalleri oluşturur. Bunlar enerjili moleküllerdir. serbest radikaller fizyolojik yaşlanma sürecinin ana suçlusudur. Acı bir gerçek daha vardır ki mücadele edilmezlerse sağlıklı hücreleri ve dokuları okside ederek parçalamaya başlarlar ve kanser gibi pek çok ağır klinik tablolara neden olurlar. Vücudumuz her ne kadar bazı antioksidanları kendisi üretse de (glutasyon, koenzim Q 10,..) sürekli ve güçlü bir savunma mekanizması oluşturmak için besin maddeleri şeklinde düzenli ve güçlü bir şekilde alınmalarına gereksinim duyulur.

       Birçok bitki, serbest radikaller dediğimiz potansiyel tehlikeli kimyasallara karşı antioksidanlar içerir. Bunların başında A, C, E vitaminleri ve bioflavanoidler (meyvelere renk veren antioksidanlar) gelir. Ancak Aloe verada daha az bilinen başka antioksidanlarda, suda ve yağda çözünen gruptan diğer vitaminlerde bulunmaktadır. Ayrıca dış mimari için gereksinim duyulan yapısal elementlerin metabolizmada sürekli varlığını sağlaması genç ve sağlıkla yaşayan bir bütünlük oluşturmaktadır.

       Bu arada saçlarımızın ve tırnaklarımızın keratin yapısının sağlıklı yaşamı “güzellik sağlıktan geçer” sloganı için ayrıca önem taşımaktadır.

       Keratinin yapısal elementlerine, kollojen ve elastinden farklı olarak zengin bir kükürt içeriği ilave olmuştur. Aloe veranın yapısında da bu maddelerden benzer oranda yer alması ve diğer besleyici özelliklerinin destek vermesi sonucu, saça daha elastik bir yapı kazandırmakta, kırılmalara engel olmaktadır. Saç foliküllerinin yeterince beslenmesi ise saç sağlığının sürekliliğini, bakımını ve dış etkilere karşı korunmasını sağlamaktadır. Aloe veranın en alt tabaklara kadar nüfuz edebilme özelliği sayesinde, saçlı derideki gözenekler açılmakta, sağlıklı yeni çıkan saç hücreleri ihtiyaç duydukları aminoasitleri zengin bir kaynak olan Aloe veradan alarak beslenmektedir. Ayrıca içeriğindeki enzimsel aktivite sayesinde ölü hücreleri ortadan kaldırarak yeni sağlıklı hücrelere destek olur. Aloe vera içeriği bakteri ve mantara karşı ve de bakımsız, yağlı saç derisinde meydana gelen kepeğe karşı etkilidir. Saf ve doğal oluşu kaşınma ve saç derisi iltihaplanmalarına karşı tam bir mücadele sağlar. İçeriğindeki saponinler ve köpüklü maddeler sayesinde de mükemmel temizlik sağlanır. Yıllardır bilinen diğer bir gerçek ise özel bir bitki yağı olan jojobabın saç ve saçlı deri üzerindeki besleyici ve nem verici özelliğidir. Aloe veranın biyolojik bir taşıyıcı olması özelliği ve bu saydığımız tüm etkileri jojoba ile birleştiğinde gerçekten mükemmel sonuçlar vermektedir. Stabil ve saf bir oluşum ile kuru-ıslak çift etki gücü, dış etkilere karşı kaybedilen besin ve nemi kazandırmak üzere saça verilen tam değer ve desteği sağlar. Saç dalgalarının hoş görüntüsü de bu mükemmel bakımı yansıtan diğer bir özelliğidir.

       Doğayla uyum içinde yaşam insanoğluna sınırsız hizmet sunmakta iken, doğadan uzak ve modern teknolojinin getirdiği sentetik yaşam ise mücadelesi güç ve zamanla da maalesef imkansız problemler yaşatmakta... Olabildiğince doğaya yakın beslenmek ve doğayı yaşamak artık modern insanın özlediği, ulaşmaya çalıştığı bir gerçek ve ulaşılamadığı noktalarda ise doğanın bize hediye ettiği mucizelere ulaşarak yaşamı eziyet olmaktan çok çok uzak, keyifle tadını çıkarır hale getirmek ayrı bir erdem olsa gerek...

 

<<Anasayfa