Online
KOZMETOLOJi DERGiSi

Sayı: 1, Cilt : 6, Yıl: 2007


I. Ulusal Estetik Kongresi

ODTÜ



Serdar Sinan YALÇIN

Gazi Üniversitesi, M.E.F. Kua. ve Güz. Bil. Eğt. A.B.D.

Lisans Programı



I. Ulusal Estetik Kongresi - ODTÜ

~ izlenimler ~



      Der çeşm-i muhakkıkân çe zîbâ vü çe zişt
      Menzilgeh-i âşıkân çe dûzah çe bihişt
      Pûşîden-i bîdilân çe atlas çe pelâs
      Zîr-i ser-i âşıkân çe bâlîn ü çe hişt

                                Ömer Hayyam



   (Hakikat avcılarının nazarında güzel de birdir, çirkin de.
   Hakiki aşıkların durağı cennet de olsa fark etmez, cehennem de…
   Dizginlerini sevgiliye bırakanlar, atlas giyinseler ne, yahut yırtık aba;
   Hakikatte aşıkların başları altında kuştüyü yastık da bulunsa hoştur, kerpiç de…)


22–24 Kasım 2006 tarihlerinde ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi’nde ilki gerçekleştirilen Türkiye Estetik Kongresi’nin açılış konuşmasını ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut gerçekleştirdi. ODTÜ Felsefe Bölümü’nden Prof. Dr. Jale Erzen ve Doç Dr. Halil Turan, kongrenin gerçekleştirilmesinde ev sahibi konumundaydılar. Tabii bu iki değerli akademisyene destek veren, doktora, yüksek lisans ve lisans öğrencilerinin katkısı kongrenin sorunsuz geçmesi açısından önemliydi.

İlk gün Rektör’ün yaptığı açış konuşmasının ardından özel konuşmacı olarak katılan Prof . Dr. İsmail Tunalı’nın konuşması katılımcılar açısından oldukça ilgi çekiciydi. Türkiye’deki felsefi terminolojiye “estetik” kelimesini ilk olarak Tunalı’nın kazandırdığı ve Türkiye’de felsefi disiplinler arasında estetiğin önem kazanması için verdiği mücadele düşünüldüğünde, Estetik Kongresi’nin açılış konuşmacısı olarak İsmail Tunalı en akla uygun isimdi.

Üç gün süresince farklı açılardan “estetik” konusunun tartışıldığı kongrenin en sıkıntı yaratan durumu (benim açımdan) çok sayıda oturumun aynı anda başlamasıydı. Örneğin kongrenin ikinci günü saat 10.30’da farklı başlıklar altında başlayan yedi oturumdan birini tercih etmek durumundaydınız. Bir-iki oturumu salonlara girdi-çıktı yaparak izlemeye çalıştığınız takdirde, konu bütünlüğünden kopmalar yaşanıyordu ve bu nedenle tek bir oturumda karar kılıp, yedi oturum içinden sadece bir oturumu izleme fırsatı yakalıyordunuz. Bu bana kalırsa Türkiye Estetik Kongresi’nin en sıkıntı yaratan durumuydu.

Kaldı ki, yapılan sunumların tam metninin sadece konuşmacılara verileceğini de öğrenince, kelimenin tam anlamıyla Estetik Kongresi’nin tadının damağımızda kaldığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu ilk kongrenin tadımlık olduğunu varsayarak, daha doyurucu estetik kongrelerinin yaşanmasını umuyoruz.

Kongrenin ilk gününde, açılış konuşmalarının ardından “Türkiye’de Kültür, Sanat ve Bellek” başlıklı bir panel gerçekleşti. Erhan Karaesmen’in başkanlığını üstlendiği ve konuşma aralarında oldukça hoş sunumlarla yönettiği panelin en ilgi çekici konuşmacısı hiç şüphe yok Ankara Üniversitesi’nden Sabri Büyükdüvenci’ydi. Kimi dinleyiciler tarafından avandgard olmakla ya da “kılıcınız çok keskin” denerek eleştirilen Büyükdüvenci, zannımca, algı kalıplarını kırmaya, toplumun vagonu değil, lokomotifi olmaya davet etmişti dinleyicileri.

“Toplum yalakalığı” yapanın veya toplumun değer yargılarını bir adım öteye götürmeden toplumun peşinden gidenlerin sanatçı olamayacağını açık ve net ifadelerle vurguladı. Tabii bu ifadeler farklı şekillerde yorumlanabilir ve yorumlandı da… Örneğin bir dinleyiciden çok hoş bir karşı duruş geldi ve Sisten Şapeli’ndeki resimleri yapan Mikelanjelo’nun sanatçı olup olmadığı soruldu. İşte bu noktada konu “sanat nedir?”de düğümlendi ve oturum başkanı tarafından “hoş bir polemik” konusu olarak nitelendirilen bu düğüm akşamki kokteyle bırakıldı.

İlk gün on iki oturum gerçekleşti ve bu oturumlar İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dilde yapıldı. Fakat İngilizce oturumların Türkçe çevirisinin olmayışı yine bir eksiklikti diyebiliriz.

Oturumların aynı anda başlaması nedeniyle tüm oturumlara katılma fırsatını yakalayabilen olmadı. Fakat kongrenin oldukça ilgi çeken oturumlarından biri olan ve ilk gün gerçekleşen “Estetik, Yaşam ve Gerçeklik” başlıklı oturumda Sinan Kadir Çelik’in sunduğu “Estetik Deneyim Olanaklı mıdır?” başlıklı sunu son derece keyifliydi. Kongre süresince dikkat ettiğim ve rahatsız olduğum bir husus olan konuşmacıların konuşmacı olmaktan çok okuyucu olması, yani sunumlarını bize sunmak yerine doğrudan önlerindeki kâğıttan sesli okumaları oturumların enerjisinin düşmesine ve can sıkıcı bir ortamın oluşmasına neden oldu. Sinan Kadir Çelik’de sunumunu yaparken önündeki kâğıttan okumuştu fakat öyle başarılı bir metindi ki, büyük bir zevkle herkesin pür dikkat dinlemesini başardı.

Tabii yine insan-merkezci bir bakış açısının hâkim olduğu bir kongreydi ve sanırım bir süre daha çoğu tartışma ortamlarında bu bakış açısı hüküm sürecek gibi gözüküyor. Yani estetik algı dendiğinde sadece insanın algısı söz konusu ediliyordu ve yine doğanın “dışında” bir insan imgesi yaratılıyordu. Oysa estetik algının sadece insana has bir duyum olmadığı biraz dikkatle fark edilebilen bir durumdur. Sanırım önümüzdeki yıllarda gerçekleşecek olan estetik kongrelerinde bir iki oturumun da bu perspektiften bakan, yani daha geniş açıyla dünyayı algılayan sunumlara yer verilerek insan-merkezci dar bakış açısı da kırılacaktır.

Bu sebeple Sinan Kadir Çelik’in sunumu dikkate değerdi. Çünkü sanata ve sanatçıya indirgenmeye ya da elitist bir tavırla belli bir zümreye ait bir kavram haline getirilmeye çalışılan estetik duyumun, aslında sanatçının tekelinde olmadığı, herhangi “basit” bir insanın da (hatta ben herhangi bir canlının da diye ekliyorum) yaşamı içinde estetik bir duyumu, yaşamının her anında yaşayabileceğini belirtmekteydi. Ya da ben öyle anladım.

İlk günün kapanış konuşması ressam Bedri Baykam’a aitti.

İkinci günün oturumları arasında özellikle dikkatimi çeken “Tıpta Estetik” başlığını taşıyan oturum oldu. “Tıpta Görsel Estetik”, “Nöro-Estetik ve Felsefi Açılımları”, “Görsel Estetik Öğelerinin İyileştirici Etkisi” ve “Estetik ve Güzellik Merkezleri Özelinde Tıpta Estetik Uygulamaların Etik ve Hukuksal Açıdan Değerlendirilmesi” başlıklarını taşıyan sunumlar gerçekleştirildi.

Kongre süresince, edebiyattan, tıbba, müzikten, sinemaya, mimariden, resime ve daha pek çok farklı alandaki estetik değerler ve yaklaşımlar tartışıldı. Yine altın oranlardan ve normlardan bahsedildi. Cetveller çıkarıldı ve hesaplar yapıldı. Tüm bunları niye söylüyorum, çünkü kongrenin son gününde ve son oturumlarından birinde tüm bu matematiksel hesaplamaları sorgulayan, son derece etkileyici bir sunum gerçekleştirildi. “Estetik Kaygı” başlıklı oturumda, “Sanat Yaşamımızın Neresinde Olmalı?” başlığıyla sorusunu yönelten Mustafa M. Dağlı, son derece romantik bir üslupla ve son derece yumuşak bir tonda gerçekleştirdiği sunumunda, “soyut hesaplamalarla, matematiksel ölçümlerle hesap kitap yaparken, duyguyu es geçmiyor muyuz biraz da?” diyerek, altın oranın sorgulanırlığına gönderme yapıyordu. Yine Platon’un ideal devletine “acaba neden Platon şairleri devletine almıyordu?” sorusunu yöneltiyordu Mustafa M. Dağlı… Şahsım adına böylesine enfes bir sunumla kongreyi kapatmış olmanın tadını yaşarken, diğer taraftan da diğer oturumlarda kaçırdığım sunumlardan ötürü ağzımda yarım bir tatla Türkiye Estetik Kongresi’ni geride bırakıyordum.

Bu arada ikinci günün ana konuşmacısı ODTÜ Felsefe bölümünden Ahmet İnam’dı ve oldukça yoğun bir ilgiyle karşılaştığını ve son derece keyifli bir sohbet gerçekleştiğini (“Ahmet İnam olur da sohbet keyifli olmaz mı” diyecektir, Ahmet Hocayı tanıyanlar) ertesi gün Jale Erzen’den öğrendim. Öğrendim diyorum, çünkü maalesef Ahmet İnam’ın konuşmasını kaçırdım.

Kongrenin kapanış konuşmasıysa, son dönemde sık sık adını duyduğumuz Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın tarafından gerçekleştirildi. “Kültür Politikalarında Üniversitenin Rolü” başlıklı kapanış konuşmasında, kuramsal bir içerikten ziyade, daha gündelik ve politik bir üslupla konuşmasını tamamlayan Yücel Aşkın’a katılımcıların ilgisi büyüktü.

ODTÜ kampüsü içerisinde ilki gerçekleştirilen Türkiye Estetik Kongresi, yaklaşık 200 katılımcı tarafından izlendi. Son olarak Jale Erzen tarafından eleştirilerin alınmasıyla kongre sona erdi. Fakat eleştiriler alınırken, bir öğrencinin, kongreye öğrenci katılımının az olmasından yakınması üzerine, Jale Erzen’in, bir oturum sırasında 5-6 öğrencinin sesli bir şekilde oturumun ortasında dışarıya çıktığını ve öğrencilerin de bu konuda eğitilmesi gerektiğine kanaat getirmesiyle son sözler söylendi ve kongre kapandı.

ODTÜ kampüs içinde çıkışa doğru ilerlerken, son eleştiri (öğrenci katılımı düşük) ve son eleştiriye karşı refleks halinde geliştirilen karşı eleştiri (evet düşük, artmalı; ama öğrenciyi de oturup kalkma konusunda eğitmeliyiz söylemi) aklıma düştü.

Eski Yunan’ı düşündüm. Uzun yataklara uzanıp, yiyerek, şarap içerek saatlerce, günlerce yapılan tartışmaları düşündüm. Nietzche’yi düşündüm, “Söylenecek ne varsa Eski Yunan’da söylenmiştir, bizler onları tekrarlayan papağanlardan başka bir şey değiliz” diyen çılgın adamı… Sahi, ne Yunanlılar gibi bir yandan yiyip bir yandan şarap içerek ne de Nietzsche gibi uzun saatler boyu yürüyerek düşünüyordu artık insan. Sıra sıra koltuklara dizilip, dar ya da geniş salonlarda, oturup kalkmasını bilerek düşünce üretiyordu artık insan…

Bir papağanlık da ben yapsam ve yazıyı açtığımız ilk sözü bir kez daha yazsam…

    “Hakikat avcılarının nazarında güzel de birdir, çirkin de…”

Ava giderken avlanan avcıların kulağına küpe olsun…

 

 

<< Online Kozmetoloji Dergisi