Hayvanlar ve insanlar aynı şekilde ıstırap çeker ve
ölürler… Çekilen acı aynı, kan dökülmesi aynı, ölümün kokusu aynı, yaşamın
küstahça, acımasızca, zalimce çekip alınışı aynı... Bunun bir parçası olmak
zorunda değiliz.” Dick Gregory
Süslenme ihtiyacı insan türünün uzun tarihi
geçmişi içerisinde hep vardı. Sosyal bir canlı türü olan insan türünün
bireyleri için “toplum içinde kabul görme” ihtiyacı, fizyolojik ihtiyaçlarından
sonraki en temel ihtiyaçları arasındadır. Bunun dışında yine ilkel insanların
totemleriyle başlayan çok çeşitli inançsal kültürleri nedeniyle insanlar
süslenmiştir.
Süslenme ihtiyacının
bu iki temel belirleyicisi değişmemekle birlikte, süslenme yöntemleri ve
anlamları tarihi süreç içinde her kültürde değişiklikler göstermiştir.
Günümüzde de yine farklı kültürlerde, çeşitli süslenme biçimleri vardır.
Temelde bu ihtiyaç yine “toplum içinde kabul görme” güdümüzden
kaynaklanmaktadır.
Fakat bugün
dikkat edilmesi gereken nokta sosyal bir
canlı türü olan insan türünün, kaçınılmaz ihtiyacı olan toplum içinde kabul
edilme güdüsünün, kapitalizm tarafından bir zaafa dönüştürülerek, sömürü
kaynağı haline getirilmesidir.
Bugün pek çok Uzak Doğulu kadının çekik gözlerini Batılı kadınlarınki gibi
açtırmaya çalıştıklarını, yine birçok siyah tenli kadının da ten renklerini
açtırmaya çalıştığını biliyoruz. Farklılık adına, farklılıkların yok edildiği,
insanların tektipleştirilmeye çalışıldığı bir çağdayız.
Kozmetik endüstrisinin her gün
piyasaya sürdüğü yığınla kozmetik ürünün, yıllar içinde milyonlarca hayvanın
yaşamına sebep olduğunu unutmamalıyız! Kozmetik ürünlerin bileşenleri
olabilecek yeni maddeler için genellikle tavşanlar ve kemirgenler üzerinde
vahşi deneyler düzenleniyor. Bu maddeler zehirlilik, deri ve göz tahrişleri,
deri alerjilerine yol açma, kalıtsal bozukluğa ve kansere neden olan özellikler
bakımından test ediliyor. Bu ve buna benzer pek çok örnekte insan dışı
hayvanların, insanların süslenmeleri uğruna acı içinde öldürüldüklerini
görüyoruz. Tabii bu durum kamuoyunun gözlerinden uzak köşelerde yapıldığı için
kimse görmüyor; göz görmeyince de vicdan umursamıyor.
Kozmetik Endüstrisinin Uyguladığı Hayvan Deneyi Yöntemleri
- Draize Testleri
Draize göz tahriş testleri, ilk olarak 1940’larda, ABD Gıda ve İlaç İdaresi
çalışanlarından J.H. Draize’in, tavşanların gözlerine
sıkılan bir maddenin ne kadar tahriş edici olduğunu belirleyen bir derece
geliştirmesiyle kullanılmaya başlandı.
Bu testlerde hayvanlar
genellikle sadece başlarını dışarıda bırakan aletlere sıkıştırılıyor. Böylece
hayvanın gözünü kaşıması ya da ovuşturması engelleniyor. Test edilmek istenen
madde (örneğin, göz farı, rimel, çamaşır suyu, şampuan v.b.) her bir tavşanın
tek bir gözüne damlatılıyor/sürülüyor. Hayvanların alt göz kapağı dışarı
çekiliyor ve böylece oluşan çanağa madde konuyor. Sonra göz kapatılıyor. Bazen
birkaç kez madde tatbik ediliyor. Tavşanlar her gün gözlemlenerek, gözlerinde
şişme, çıban, enfeksiyon ve kanama olup olmadığı saptanıyor. Çalışmalar bazen
üç hafta sürebiliyor.
| Bazı maddeler o kadar
ciddi bir hasara yol açıyor ki, tavşanların gözleri bütün temel niteliklerini
kaybediyor. İris, gözbebeği, kornea tek bir patolojik dokuya benzemeye
başlıyor. Araştırmacılar testin sonucunu etkilememek koşuluyla bazen az miktarda
topikal anestezi uygulayabiliyorlar. Bunun, iki hafta
boyunca gözüne kimyasal madde damlatılmış bir hayvanın acısını azaltması mümkün
değil. |
|
 |
Yani her yeni bir ruj, göz farı,
şampuan, rimel v.b. gibi kozmetik ürün için Draize
Testleriyle binlerce tavşana günlerce acı çektirilmekte ve gözleri kör
edilmektedir.
- LD 50 (Lethal Dose
– Yüksek Doz) Testleri
Bir maddenin ne kadar zehirli olduğunu belirlemek
için “akut oral toksisite testleri” yapılmaktadır.
1920’lerde geliştirilen bu testlerde hayvanlara - ruj ve kâğıt gibi yenmeyen
maddelerde olmak üzere - çok çeşitli maddeler ya zorla ya da boğazlarına
soktukları bir tüple yediriliyor.
Standart testler 14
gün süreyle uygulanıyor, ama bazıları 6 ay bile sürebiliyor – tabii hayvanlar
hayatta kalırsa. Deney süresince hayvanlarda kusma, ishal, felç, kasılma ve iç
kanama gibi klasik zehirlenme semptomlarına rastlanıyor.
En bilinen akut toksisite testi LD 50 (Lethal Dose) testidir. LD 50,
“yüzde 50 öldürücü doz”, yani deneye dahil edilen hayvanların yarısını öldüren
madde miktarı anlamına gelmektedir.
| Bu dozu belirlemek
amacıyla, örneklem olarak belirlenen hayvan grupları zehirleniyor. Genellikle,
hayvanların yarısının öldüğü noktaya ulaşılıncaya kadar hepsi şiddetli derecede
hastalanarak yoğun bir acı çekiyorlar. Oldukça zararsız maddeler söz konusu
olduğunda bile hayvanların yarısını öldürecek konsantrasyonun belirlenmesinin
iyi olacağı düşünülüyor ve muazzam miktarlarda madde hayvanlara zorla
yediriliyor. |
|
 |
Deneyin tek amacı
maddenin ne kadarının hayvanların yarısını öldüreceğini ölçmek olduğu ve
ölmekte olan hayvanların acısına son vermenin deney sonucunu etkileyeceği için
böyle bir uygulama da söz konusu değildir.
| Sadece Amerika’da, ABD Kongresi
Teknoloji Değerlendirme Dairesi’nin (OTA) yaptığı açıklamaya göre her yıl
“birkaç milyon” hayvan bu toksikoloji testlerinde can çekişerek
öldürülmektedir. |
|
 |
- Dermal Toksisite Testleri
Dermal Toksisite Testleri’nde, ciltlerine
madde tatbik etmek amacıyla tavşanların kürkleri kazınıyor ve madde hayvanın
cildine uygulanıyor. Tahriş olan yerlerini kaşımalarını önlemek amacıyla
hayvanlar hareket edemeyecekleri kutulara sıkıştırılıyor veya bir boyunlukla bu
engelleniyor.
Resimde de görüldüğü gibi cilt
kanayabiliyor, kabarabiliyor ve soyulabiliyor.
Hayvan Deneylerinin Alternatifi Yok Mu?
Tabii
ki, hayvan deneylerinin alternatifleri
var. Bugün dünyanın en büyük kozmetik firmalarından REVLON, AVON ve ORIFLAME
gibi uluslararası kozmetik şirketleri, ürünlerini hayvanlar üzerinde test
etmiyorlar. Yeni ürünlerini alternatif deney yöntemleri kullanarak test
ediyorlar. Avon 1989 Nisan’ında, Eytex
denilen sentetik bir madde üzerindeki testlerin olumlu sonuç verdiğini ve
bundan böyle deneylerini bu madde üzerinde uygulayacağını açıklayarak, hayvan
deneylerine alternatif bir deney yöntemini kamuoyuna açıklamıştır.
Özellikle Amerika ve Avrupa’daki
hayvan hakları ve hayvan özgürlüğü hareketleri sonucunda çoğu kozmetik firması
da alternatif deney yöntemlerini kullanmaya başlamışlardır. Bazı firmalarsa,
(örneğin Procter & Gamble) sadece mevcut
ürünlerini hayvanlar üzerinde test etmeyeceklerini açıklamaktadır. Oysa bu
tür açıklamalar firmaların tüketici kitlesini kaybetmemek için yaptığı laf
oyunlarıdır. Çünkü bu firmalar, içeriğini değiştirdiği ürünlerde veya piyasaya
yeni süreceği ürünlerin testlerinde hayvanları kullanmaya devam etmektedir.
Bugün hala hayvan deneyi yapmakta ısrar eden büyük kozmetik şirketlerinin neden
bu konuda ısrarcı olduklarını net olarak bilemiyoruz.
Fakat hayvan deneylerinin Batı da
başlı başına bir sektör olduğu ve bu sektöründe azımsanmayacak büyüklükte bir
pazar payı olduğu düşünüldüğünde yine sebebin büyük olasılıkla para kazanma
hırsından kaynaklandığını tahmin ediyoruz. Örneğin, Huntingdon Life Sciences, dünyanın
en büyük ticari amaçlı hayvan deneyleri yapan kuruluşudur. Bu kuruluş pek çok
kozmetik firmasına deneylerinde kullanması için hayvan sağlamaktadır.
Yasa Ne Diyor?
Avrupa
Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi, 2009 yılından itibaren kozmetik ürünler
için hayvanlar üzerinde deney yapılmasını yasaklayan bir karar almıştır. Ama ne
trajikomiktir ki, aynı kararda “bazı kozmetik ürünler için” bu
sürenin 2113 yılına kadar uzatılabileceği de yer almaktadır. Bu da demek oluyor
ki, piyasaya yeni sürülecek olan ve insan sağlığını tehdit edebilecek olan
kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde test edilmesine devam edilecektir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ve
dünyanın diğer ülkelerindeyse “hayvanların yaşam hakkına saygı” ve “etik” gibi
değerler ne yazık ki, Avrupa Birliği ülkelerinden de geridedir.
Ülkemizde ise 5199
Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile bilimsel araştırmalar için hayvan
deneylerine izin vermektedir.
Peki,
ya “Etik Kurul”lar?
Bugün yasalarla belli bir çerçeve
içine oturtulmaya çalışılan hayvan deneyleri için, hayvan deneyi yapılan
laboratuarlarda “hayvan deneyi etik
kurulu” bulunması zorunlu hale getirilmiştir. Bu etik kurulların asli amacı
insan türünün hayvanlar üzerindeki -türcülüğe dayalı- etik dışı davranışına
etik bir kılıf uydurma gayretidir.
Bu kurullarda en önemli kurallardan
biri, “sakrifikasyon
anında hayvan öldüğünü anlamadan ölmelidir” kuralıdır. Peki hayvanların
ölüm öncesi kaldığı laboratuar koşulları ve deney süresince çektiği yoğun
acılar düşünüldüğünde hayvanların öleceklerini anlamamaları mümkün müdür?
Batılı bilim insanları son
dönemlerde hayvan bilinci üzerine çalışmalar yapmaktadırlar. Birçok duyarlı
bilim insanı, dünyada yerleşik bir görüş olan, hayvanların bilincinin ve
duygularının olmadığı görüşünü tersine çevirecek buluşlar
gerçekleştirmişlerdir.
Bu araştırmalar sonucunda “Artık biliyoruz ki…” diyor Maria S. Dawkins “…bu
üç özellik – karmaşıklık, düşünme ve dünyaya önem verme – öteki türlerde de
mevcuttur. Dolayısıyla bu bizi onların da kendilerinin bilinçle farkında olduklarının sonucuna yöneltebilir. Elimizdeki bulguların
terazideki dengesi de gerçekten öyle oldukları yönünde ağır basmaktadır. Ve
bunu reddetmek de kesinlikle bilim dışı görünmektedir…” (Hayvanların Sessiz
Dünyası – TÜBİTAK Yay.1999)
Etik kurullar nedense
bu bilimsel gerçeği göz ardı etmektedirler. Bu bilimsel gerçeğin ötesinde acı
çekme özelliği olan bir canlının yaşam hakkını hiçe saymaktadırlar. Bu
kurulların adının “etik kurul” olması ise, “etik” kavramıyla ilgili bir kavram
kargaşası yaratmaktadır. Uzun yıllar ABD Hava Kuvvetleri Havacılık ve Uzay Bilimleri
Fakültesi’nin araştırma ekibinin başkanlığını yürüten ve Brooks
Hava Kuvvetleri Üssü’nde primatlar üzerinde uyguladığı deneylerden sonra
işinden istifa eden ve hayvan deneyleri karşıtı mücadeleye katılan Dr. Donald Barnes, etik kurulların içinde bulundukları durumu “koşullu etik körlük” olarak
tanımlıyor.
Hemen yakınımızdan bir örnek verecek
olursak, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde son teknolojiyle yeni
faaliyete açılan Hayvan Deneyi Laboratuarında yüzüne botox
uygulaması yapılmış bir kobay bulunmaktadır (Hürriyet
Gazetesi, ZOOM Eki – Nisan’06). Botox
uygulamasının, insan türünün artık tamamen şımarıklığa dönüşmüş
“ihtiyaçlarından” kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Ama bu uygulamanın
yapılmasına “Etik” Kurul izin verebiliyor.
| “Öteki
türler…” diyor Maria S. Dawkins, “…bizim kendi yaşantımızda “haz”, “neşe”,
“tatmin” olarak sınıflandırabileceğimiz mutlu duygusal durumları da
bilmektedirler.” Bugün milyonlarca hayvan ruj için, göz farı için ve daha
pek çok kozmetik ürün için, etik kurullar gözetiminde deney laboratuarlarında
acı içinde öldürülmektedir. Kozmetik endüstrisinin en sık kullandığı hayvan
türleriyse tavşanlar ve farelerden oluşmaktadır. Dawkins’in
ve daha başka bilim insanlarının yapmış olduğu araştırma sonuçlarına göre fare
türü son derece gelişmiş bir zekâya sahiptir. |
|
 |
Bazı fare türlerinin basit soyut işlemler yapabildikleri yapılan gözlemlerde
ortaya çıkarılmıştır. Bu denli zihinsel bir yetisi olan ve bizimle aynı
duyguları hissedebilen canlılar üzerinde deney yapmak insan üzerinde deney
yapmakla aynı şeydir. Tıp etiği buna
göz yumabilir belki, ama bu türcü bir etik anlayışıdır ve sadece kendi türünün
haklarını önemseyen bir davranıştır.
Amerika Birleşik
Devletleri’ndeki kozmetik amaçlı biyolojik araştırmalar yapan bir deney laboratuarının
çalışanı bakınız ne diyor; “Burada
(hayvan deneyi laboratuarında) olduğun bazı günlerde, yaşama duyduğun saygıyı
kaybediyorsun. Oyun oynar gibi hayvanlara işkence ediyorsun…”
Peki, ama hayvanlar bizim için
yaratılmamışlar mıdır?
“Yeryüzündeki hayvanların
kendi varlık sebepleri vardır. Onlar insanlar için yaratılmamışlardır, tıpkı
siyahların beyazlar, kadınların erkekler için yaratılmamış olduğu gibi…” Alice Walker
Ne yazık ki,
çağımızda hala daha bu soruyu soran insanların sayısı çoğunluğu oluşturmaktadır.
Aristo’nun döneminden bu yana insanlar dünyanın kendileri için yaratıldığı
inancına sıkı sıkıya inanmışlardır (Hatırlayınız;
Aristoteles’in “canlı mülkler” şeklindeki köle tanımı). Tek tanrılı dinler
ve Rönesans sonrası hümanizmanın güçlenişiyle birlikte insanlar, dünyanın
sahibi oldukları konusundaki inançlarını pekiştirdiler.
Oysa günümüz modern insanının
“vahşi” dediği ilkel topluluklarda bu anlayış çok farklıydı. Örneğin, düzenli
tarım yapmayarak avcı toplayıcı bir yaşam sürdüren Amerikan Yerlileri, toprağı
canlı olarak kabul ediyorlardı ve canını acıtmamak için tarım yapmıyorlardı.
Yine aynı topluluklar beslenme amacıyla avladıkları bizonun başında ona
şükranlarını sunuyorlardı. (“Gelecekteki
İlkel”, John Zerzan)
Bu okuduklarınız kulağa çok hoş, çok
romantik ya da çok komik gelebilir. Ama bu gerçekler insanların ilkel
atalarının insan-merkezli bir yaşama geçmeden önceki dünyayı algılarını
yansıtmaktadır. İnsan da diğer canlı türleri gibi bu dünyanın sadece bir
parçasıdır.
Bu
gerçeği kabul etmek ya da etmemek yine sizin inisiyatifinizdedir. Ama siz kabul
etseniz de etmeseniz de içinde bulunduğunuz gerçek budur.
Sizin başka işiniz yok mu? Börtü böcekle uğraşacağınıza
gidip aç çocuklarla ilgilensenize…
“Bir yerde yaşanan
adaletsizlik, her yerde adaleti tehdit eder.” Martin Luther King Jr.
Kozmetik endüstrisinin hizmet kolu
olan kuaför ve güzellik salonları düşünüldüğünde, çırak adı altında
çalıştırılan çocuk işçilerin varlığı da yine diğer bir sömürü alanını
oluşturmaktadır. Bunun ötesinde üçüncü dünya ülkelerinde açlıktan ölen
çocukların varlığı daha ciddi bir sorundur.
Ama tüm bu sorunlar birbiriyle
bağlantılı sorunlardır. Temel bakış açısının değişmemesi, lokal çözümleri
geçersiz kılmaktadır. O nedenle basit suçlamalarla üzerimizdeki suçluluk
duygusunu karşı tarafa atmaya çalışmak yerine her koldan mücadele etmek
gerekmektedir. Bu yıl kürkü için dünya çapında katledilen 50 milyona yakın
hayvanın (çoğu türlerde yavrular tercih ediliyor) katliamını durdurmak için
mücadele etmekle, Afrika’da her yıl açlıktan ölen yüzbinlerce
çocuk için mücadele etmek eşit derecede öneme sahiptir. Çünkü bu sorunların
çözülebilmesi için insan türünün dünya üzerindeki tüm canlıların “yaşam hakkına
saygı” duymasını öğrenmesi gerekmektedir. Yaşam hakkına saygı ilkel
topluluklarda öğrenilmiş bir davranış kalıbıydı. Fakat süreç içerisinde insan
türünün unuttuğu bir davranışa dönüştü. İşte bu öğrenilmiş davranışın tekrar
kazandırılması gerekmektedir. Bugün sadece Avrupa ülkelerinde bir yılda parfüm
harcamasına ayrılan parayla Afrika ülkelerindeki açlıktan çocuk ölümlerinin
önüne geçilebilmektedir. Ama…
Kozmetoloji
eğitmenleri olarak biz ne yapabiliriz?
“Önce seni görmezden gelirler,
sonra sana gülerler, ardından seninle savaşırlar, sonra kazanırsın.” Mahatma Gandhi
Öncelikle kozmetik endüstrisi ve hayvan deneyleri
konusunda elinizden geldiğince bilgilerinizi artırınız. Edindiğiniz bilgileri
etik değerlerinizin süzgecinden geçirerek objektif olarak değerlendiriniz.
Hayvan deneyi yapmayan kozmetik üreticileriyle
iletişim kurunuz ve alternatif deney yöntemleri hakkında bilgi alınız.
Mümkünse, alternatif deney yöntemleri uygulayan firmalarla ortak eğitim
çalışmaları düzenleyiniz. Örneğin, kozmetik ürünlerle ilgili bir ders
saatinizde “etik” kavramını ve kozmetik endüstrindeki etik dışı uygulamaları
tartışınız ve alternatif deney yöntemleri uygulayan kozmetik firmalarından bir
yetkilinin, bu alternatif deney yöntemleri hakkında detaylı bilgilendirme
yapmasına olanak sağlayınız.
Öğrencilerinizin, çırak, kalfa, usta ve uzman
olarak kozmetik sektörünün çeşitli hizmet alanlarında faaliyet göstereceğini
unutmayınız. Geleceğin kozmetoloji profesyonellerini sizler yetiştiriyorsunuz.
Bu önemli sorumluluktan hareketle, eğitim faaliyeti yürüttüğünüz tüm alanlarda
öğrencilerinizi etik olarak doğru hareket etmeye yönlendiriniz. Alternatif
deney yöntemleri kullanan kozmetik firmalarının ürünlerini kullanmaları için
öğrencilerinizi teşvik ediniz.
Eğitim verdiğiniz kurumun eğitim atölyelerinde
alternatif deney yöntemleri kullanan kozmetik firmalarının ürünlerini tercih
ediniz. Bu konuda da, bu firmalarla sponsorluk faaliyetleri yürütebilirsiniz.
Bireysel olarak kozmetik ürün
tüketiminizdeyse ürün seçiminize dikkat ediniz. Özellikle ülkemizde yaygın
olarak satılan AVON ve ORIFLAME markaları hayvan deneyi yapmayan kozmetik
firmalarıdır. Bu firmalar dışında hayvanlar üzerinde deney yapmayan kozmetik
firmalarının web adresleri:
- Estée Lauder www.esteelauder.com
- Nivea www.nivea.com
- Revlon www.revlon.com
·
Solgar Vitamin Co. www.solgar.com
·
Tommy Hilfiger www.tommy.com
·
The Wella Corporation
www.wella.com
·
Avon
www.avon.com
Hayvan deneyi yapan ve yapmayan
kozmetik firmalarının
detaylı listesine
www.peta.org web sitesinden ulaşabilirsiniz.
Hayvan deneyi yapmayan kozmetik
firmalarının ürünleri “cruelty free” (işkencesiz) ibaresiyle
belirtilmektedir.
Müşterisi olduğunuz firmaların (kuaför
salonu, güzellik merkezi, alış-veriş mağazası) yetkilileriyle görüşerek bu
konudaki öneri ve isteklerinizi belirtiniz. Bu özellikle faydalı olacaktır!
Çünkü ürün kullanımı/satışı konusunda tamamen müşteri tercihine bağlı çalışan
hizmet sektörü, müşterilerinin taleplerini karşılamak durumundadır.
Özellikle
internet üzerinden PETA, ALF, ELF ve Earth First gibi hayvan özgürlüğü örgütlerinin uluslararası
çalışmalarını takip edebilirsiniz. Ülkemizdeyse sayısı az olmakla birlikte
faaliyet gösteren grupları internet üzerinden takip edebilir, iletişime
geçebilirsiniz.
İletişim Linkleri
İngilizce
www.peta.org
www.petatv.com
www.earthfirst.org
www.iamscruelty.com
www.animal-rights.com
www.caringconsumer.com
www.animalsavingsclub.com
www.earthliberationfront.com
www.animalliberationfront.com
Türkçe
www.yesiller.org
www.yabanil.net
www.kurkehayir.org
www.yasamhakkinasaygi.com
www.hayvanozgurlesmesi.org
Not: Bu broşür, Peter Singer’ın son otuz yılda bütün dünyada ses getiren “Hayvan Özgürleşmesi” adlı kitabı ve “Hayvanlara Etik Muamele İçin İnsanlar”
(PETA) adlı dünyanın en büyük hayvan özgürlüğü örgütünün
www.peta.org
adlı web sitesindeki bilgilerden yararlanılarak hazırlanmıştır.