Online
KOZMETOLOJi DERGiSi

Sayı: 2, Cilt : 3, Yıl: 2004


TÜRKİYE KOZMETİK ÇÖPLÜĞÜNE DÖNÜŞEBİLİR! *

Kozmetik ürünler ve kozmetik Pazar, son yıllarda oldukça popüler ve geniş bir hale büründü. Geçtiğimiz yıl dünya kozmetik pazarı 200 milyar dolar olarak tespit edildi. Bunun yaklaşık 16 milyar dolarlık payını erkekler harcıyor. Geri kalan kısmını bayanlar harcıyor. Türkiye bu rakamın yüzde 1’ini, yani yaklaşık 2 milyar dolarını harcıyor. 2002 yılı itibariyle Türkiye kozmetik pazarı, 2 milyar dolar. Rusya’nın 15 milyar dolarlık, Çin’in 15 milyar dolarlık bir Pazar payı var. Kozmetik Pazar sürekli büyüyor. Ekonomik krizlere, açıklara, savaşlara rağmen kozmetik pazarın sonu yok. Türkiye’nin Pazar payı da gerçekçi değil aslında. Japon pazarlarında, sosyete pazarlarında, duty-free shoplarda, sokaklarda satılanlar sayılmıyor çünkü. Bir de Türkiye de krizi eklerseniz, uzmanlara göre Türkiye’nin Pazar payı 5 milyar dolar. Bu 2 milyar dolarlık pazarın da yüzde 90’nı ithal. Yüzde 10’unu biz yerli olarak üretebiliyoruz. Yerli üreticilerin daha aktif çalışmaları gerekiyor.

Son dönemde Türk tüketici ve devlet otoritesinin çok dikkatli olmasını gerektirecek bazı gelişmeler oldu.2005 yılının başından itibaren Avrupa Birliğine uyum çalışmaları çerçevesinde Avrupa Birliği’nin asil ve aday ülkelerinin her birinde üretilen kozmetik ürünleri ( yaklaşık 30 ülkeden, 50 bin ile 100 bin arasında ) ülkemize gelmesi bekleniyor. Bu ürünlerin hepsi Türkiye de ruhsat almaksızın post-marketing denen bir yöntemle satılmaya başlanacak. Bunun anlamı eskiden Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat alması gereken, Hıfzı Sıhha Enstitüsünde, analizleri yapılarak sağlıklı olup olmadığı araştırılan ve 2, 3 yılda ruhsat için bekletilen kozmetikler, Avrupa Birliği üyelerince üretilen ürünler için, 2005 yılından itibaren geçerli olmayacak. Bunlar sadece bulundukları ülkelerden aldıkları ruhsatı getirecekler. Sağlık Bakanlığı’na bu ruhsatı verecekler ve piyasaya sürecekler. Ürün istenmeyen bir sonuç çıkarırsa bilahare incelenecek.

Aslında bu 2-3 yıllık bürokratik sürecin ortadan kalkması iyi. Ama bu olayın uzun vadeli, önümüzdeki 5, 10 yıllık süreyle Türkiye için, hele bir de hazırlıksız yakalandığı takdirde bazı sakıncaları var. Bu sakıncaların en önemli iki tanesini vurgulamak isterim. Bu iki sakıncanın önlemi alınmadığı takdirde Türkiye bir kozmetik çöplüğüne dönüşebilir.

Bu uyum yasası iki gruba çok önemli darbe vuracak. Bunlardan birincisi yerli kozmetik ürün üreticileri. Çünkü gelecek olan ürünler büyük olasılıkla çok ileri teknoloji ile üretilen ve Türkiye de pazara girebilmek için büyük promosyonlar yapacak olan ürünler, yerli üreticinin Pazar payını, üretimini ciddi oranda düşürebilecek bir kozmetik saldırıyla karşı karşıya kalabilirler. Yerli üreticiler bu bakımdan örgütlü olmalılar ve üretim teknolojilerini, AR-GE’ lerini ve pazarlama stratejilerini yeniden gözden geçirmeliler.

İkinci konu ise, bu kadar çok ürün çeşidi girecek olması. El kremleri, Göz kremleri, Güneşten koruyan şampuan vb. 50 ile 100 bin arasında ürün çeşidi bekliyoruz. ( Eczanelerin ve parfümerilerin raflarını genişletmelerini tavsiye ederim.) Bu kadar çok ürün karşısında Türk tüketicinin kafası karışacak.

Bizim anabilim dalımızın yaptığı bir araştırmaya göre, Türk toplumunun kozmetik ürünler konusunda bilinçli bir tercihi yok. Alacağı ürün konusunda ön bilgi edinmeyi gereksiz buluyor.

Araştırma 18-59 yaş arası bay ve bayanlar üzerinde gerçekleştirildi.Türkiye çapında 2050 kişiye anket sorularımızı yönelttik.

 Kozmetik ürünü alırken etkisi altında kalınan etkenler, en önemli bölüm. Bu bölüm 2005’ten itibaren Türkiye’ye girmeye başlayacak kozmetik ürünlerinin neye göre satın alınacağını da gösteriyor. Kozmetik ürün tüketicilerinin yüzde 54’ü alacağı kozmetik ürünün seçimine kendisinin karar verdiğini söylüyor. Hangi ürün çok promosyon yapıyorsa, güzel kokuyorsa, ambalajı, şişesi ya da rengi güzelse, yani rüzgar nereden esiyorsa… 100 bin ürünün gireceğini düşünün. Hangi biri ile ilgili bilgi edinilecek ya da bilgi edinmeye ihtiyaç duyulacak? Burada ki “ kendim karar veririm “ cevabı ve halkımızın kozmetik ürünler konusunda ne ölçüde yeterli bilgiye sahip olduğu düşündürücü. Kozmetik ürün seçerken arkadaş tavsiyesi ile hareket edenlerin oranı ise 16.8. Görsel medya kozmetik ürünü tüketicilerinin yüzde 13’ünün tercihini etkilerken, yazılı basın kozmetik ürünü tüketicilerinin yüzde 1.9’unun tercihini etkiliyor. Tüketicilerin yüzde 11’i güzellik uzmanı tavsiyesi, yüzde 1.6’sı ise doktor tavsiyesine göre kozmetik ürün seçiyor.

Kozmetik ürün tüketicilerinin yüzde 38.53’ü aldığı üründe özel bir tercihi olmadığını da söylüyor. Bunun anlamı, önüne gelen ürünü alabiliyor. Tüketicilerin yüzde 32.8’i ürünün markalı olmasına, yüzde 22.97’si ürünün ucuz olmasına dikkat ediyor. Bu iki bulguyu birleştirelim. Çoğunluk özel bir tercihim yok diyor ve yine çoğunluk kendim karar veririm diyor. Alacağı ürüne kendisi karar veriyor, ama hakkında bilgi toplayıp ya da araştırma yapıp almaya ve kullanmaya karar verdiği bir ürün yok. Tamamen rüzgarın ortasında. Tüketicilerin kozmetik bombardımanı konusunda TOBB’ a bir rapor hazırladık. Başkan anlayışla karşıladı ve hemen uygulamaya geçildi. Türkiye’deki kozmetik ürün üreticilerini örgütlemek ve bilinçlendirmek gerekiyor. TOBB bünyesinde kozmetoloji sektörünün de yer alması için hazırlık yapılıyor.

Ayrıca Türk tüketicisinin kozmetoloji konusunda eğitimi ve bilinçlendirilmesi sağlanmalı. Bu konuda da inisiyatif tüketici dernekleri. Dernekler eğer kozmetik ürünleri konusunda tüketiciyi bilinçlendirmek için bir çalışma yapmak isterse, bizde kendilerine yardımcı olmaya hazırız. Çünkü konu çok önemli .

Tabi bu konuda Sağlık Bakanlığı da, ürünler piyasaya çıktıktan sonra yapılacak denetlemelerde çok etkin ve sistemli bir yöntem bulmalı. Bunun içinde biz bazı projeler geliştirdik. Ancak acele etmek gerekiyor.

* Yard. Doç. Dr. Celalettin R. ÇELEBİ'nin tempo dergisine verdiği demeç

Dr. Celalettin R. Çelebi
webmaster@dermaneturk.com

 

 

<<Anasayfa